Connect with us
Örnek Resim Örnek Resim

Kıbrıs

“Geçmişte başarısız olundu, ancak gelecek böyle olmamalıdır”

Published

on

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Cenevre’de gerçekleştirilen 5+BM gayri resmi toplantının ardından, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’e bir mektup yazarak değerlendirmelerde bulundu.

Tatar, Kıbrıs Türk tarafının yapmış olduğu önerileri ve yeni vizyonunu ifade ederek, BM ve Kıbrıs Rum tarafına sunulan önerileri “açık fikirle ele alma” çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı tarafından basınla paylaşılan mektupta, Tatar, “iki tarafın özünde var olan egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün hem müzakere masasında hem de dışarıda kabul edilerek, eşit şartların oluşturulması” önerisini yineledi.

Tatar, Kıbrıs Türk tarafının sunduğu önerilere açık fikirle ve olumlu bir şekilde yaklaşıldığı takdirde, Ada’da ilgili tüm tarafların ve bölgenin genelinin yararına olacak adil ve sürdürülebilir bir anlaşmanın önünün açabileceğine inandığını ve bu yönde BM ile yapıcı bir şekilde çalışmaya hazır olduklarını belirtti.
Tatar,  “Genel Sekreter’in Cenevre’de 5+BM gayriresmi toplantısında ortaya koyduğu adil ve dengeli duruştan dolayı” teşekkür ederek,  Sekreterin “tarihin yeniden yazılamayacağı, ancak siyasi irade ve cesaretle çocuklar ve gelecek nesiller için daha iyi bir gelecek tasarlanabileceği konusundaki açıklamasına” katıldığını ifade etti. 

“GEÇMİŞTEN ÖĞRENMENİN EN İYİ YOLU, ONU NESNEL VE VAR OLAN GERÇEKLERE DAYANDIRMAKTIR”

“Umutlu bir gelecek için geçmişten ders alınması” ve bunun “nesnel ve var olan gerçekler temelinde olması gerektiğini” belirten Tatar, Cenevre’de 5+BM gayriresmi toplantısında Kıbrıslı Rum Lider Anastasiadis’in tarihi gerçekleri çarpıtmasından ve 1963-74 yılları arası Kıbrıslı Türklerin çektiği acılar karşısında ne kadar kayıtsız olduğunu göstermesinden duyduğu hayal kırıklığını ifade etti. 
Tatar, “Kıbrıs Rum tarafının 1963-74 dönemine dair çarpıtmalarının gerçeğini yansıtmadığına” dikkat çekerek, konuyla ilgili mevcut tarihsel belgeleri kaynak gösterdi.

“BUGÜN DE DEVAM EDEN EKONOMİK, SOSYAL, KÜLTÜREL VE DİĞER KISITLAMALARLA KIBRIS RUM TARAFI KENDİ ŞARTLARINA GÖRE ‘DAYATILMIŞ’ BİR ÇÖZÜME ULAŞMAYI HEDEFLİYOR”

“Bugün de devam eden ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer kısıtlamalarla Kıbrıs Rum tarafı kendi şartlarına göre ‘dayatılmış’ bir çözüme ulaşmayı hedefliyor” ifadelerini kullanan Tatar, “Uluslararası alanda onaylanmış orijinal Kıbrıs Anayasası’nın maddi ihlali ve 1963’ten bugüne değişen şartlar ve özellikle BM çabalarının defaatle başarısızlıkla sonuçlanması o kadar temeldi ki Kıbrıs Türk halkının korunması ve kendi kaderini tayin etme hakkına saygı duyulması için tek çözüm iki taraf arasında ihtiyaç duyulan dengeyi sağlamak için gerekli olan Ada’daki mevcut Kıbrıs Türk Devleti’nin meşruiyetinin tanınması olduğunu göstermiştir” dedi.

 “GEÇMİŞTE BAŞARISIZ OLUNDU, ANCAK GELECEK BÖYLE OLMAMALIDIR” 

Tatar’ın “Geçmişte başarısız olundu, ancak gelecek böyle olmamalıdır. Onlarca yıl süren başarısız müzakereler ve bugün karşı karşıya kaldığımız zihniyetten sonra, bunu, Kıbrıs adasındaki varlığımızın yanı sıra güvenliğimizi, özgürlüğümüzü ve haysiyetimizi sağlamanın tek yolu olarak görüyoruz” ifadelerini de içeren mektubun tam metni şu şekilde: 
“Ekselansları, 
Cenevre’de 5+BM gayriresmi toplantısında sizinle görüştüğüme memnun oldum. Kıbrıs’ta sürdürülebilir bir çözüm için resmi müzakerelere başlayabilmeyi mümkün kılacak iki taraf arasında ortak bir zemin olup olmadığını tespit etmeyi amaçlayan toplantılarda ortaya koyduğunuz adil ve dengeli duruşunuz için size teşekkür ederim. 
Öncelikle şunu söylememe izin verin, tarihi yeniden yazamayacağımız, ancak siyasi irade ve cesaretle çocuklarımız ve gelecek nesiller için daha iyi bir gelecek tasarlayabileceğimiz konusundaki açıklamanıza katılıyorum. Geçmiş çözüm süreçlerinde olduğu gibi, Türk tarafının önerisi üzerine düzenlediğiniz 5+BM gayri resmi toplantısındaki yaklaşımımız da bu anlayış doğrultusundaydı. 
Albert Einstein’ın geçmişten öğrenip, bugün için yaşamanın ve yarın için umut etmenin en iyisi olduğu sözlerini hatırlıyor ve çok değer veriyoruz. Yarın için umutluyuz, ancak bu umudun gerçekleşmesi için geçmişten ders almamız gerekiyor. Bununla birlikte, geçmişten öğrenmenin en iyi yolu, onu nesnel ve var olan gerçeklere dayandırmaktır. 
Cenevre’deki 5+BM gayri resmi toplantısında, Kıbrıslı Rum mevkidaşım Anastasiadis’in yalnızca tarihi gerçekleri çarpıtmakla kalmayıp, özellikle 1963-74 yılları arası Kıbrıslı Türklerin çektiği acılar karşısında ne kadar kayıtsız olduğunu bir kez daha göstermesi beni büyük hayal kırıklığına uğrattı. 
Sayın Genel Sekreter, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türklerin 1963-64 döneminde kendi iradeleriyle ‘hükümetten ayrıldığına’ dair çarpıtmalarının gerçekleri yansıtmadığı konusundaki yanıltmaya yanıt olarak Kıbrıs’taki BM Barışı Gücü’ne (UNIFCYP) ilişkin raporlarından daha iyi bir kaynak yoktur. 
Örneğin, dönemin Genel Sekreteri U Thant’ın 10 Eylül 1964 tarihli raporunun (S/5950) 109. paragrafında Kıbrıslı Türk kamu görevlilerinin ‘Kıbrıs Hükümeti’nden’ asla feragat etmediklerini ve hüküm süren (Aralık 1963’ten beri) koşullar nedeniyle can ve mal güvenliğinin olmaması nedenleriyle Kıbrıs Rum tarafındaki ofislerine gidemedikleri belirtilmektedir. 
Aynı raporun 218 ve 219. paragraflarında, Genel Sekreter U Thant, Kıbrıs Türk tarafının 1960 anayasal düzeninin yeniden tesis edilmesi için BM’ye başvurduğunu, ancak bunun kendi görev yönergesi dahilinde olduğunu düşünmeyen BM’nin, 186 sayılı karardaki ‘normal koşullara dönüşün’, ‘anayasal düzene dönüş’ anlamına gelmediğini iddia ettiğini belirtmektedir.
Daha da çarpıcı olan, Genel Sekreter aynı raporun 222. paragrafında ‘…Kıbrıs’taki Türk toplumuna uygulanan ekonomik kısıtlamalar bazı durumlarda gerçek bir kuşatma oluşturacak kadar şiddetli olup, bunun Kıbrıs Hükümeti’nin askeri harekât yerine ekonomik baskı yoluyla potansiyel bir çözümü zorlamaya çalıştığı sonucuna varılabilir’ şeklinde ifade etmiştir.
Bu gün de devam eden ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer kısıtlamalarla Kıbrıs Rum tarafı kendi şartlarına göre ‘dayatılmış’ bir çözüme ulaşmayı hedefliyor.
Son olarak, dönemin Genel Sekreteri U Thant’ın 29 Temmuz 1965 tarihli raporuna (S/6569) atıfta bulunacağım; burada, diğer şeylerin yanı sıra, Temsilciler Meclisi’nin Kıbrıslı Türk üyelerinin BM aracılığıyla Temsilciler Meclisi’ne geri dönme girişiminde bulundukları, ancak o zaman Meclis Başkanı olan merhum Glafkos Kleridis’in Kıbrıs Türk Temsilcilerine ancak Anayasa’da yapılan tek taraflı değişiklikleri – özellikle de değiştirilemez iki toplumlu güç paylaşımı ile ilgili hükümleri – kabul etmeleri halinde geri dönebileceklerini söylediği belirtilmektedir.
Kıbrıslı Rum Cumhurbaşkanı Makarios’un Anayasa’da öngörülen ayrı Türk belediyelerinin kurulmasına ilişkin Mahkeme kararlarına uymayı reddetmesi nedeniyle 1963’te istifa eden Kıbrıs Yüksek Anayasa Mahkemesi’nin o dönemki tarafsız başkanı Dr. Ernst Forsthoff, 30 Aralık 1963’te UPI muhabirine verdiği röportajda ‘bütün bunlar Makarios’un Kıbrıslı Türklerin tüm anayasal haklarını ortadan kaldırmak istemesi nedeniyle oldu. Makarios’un Kıbrıslı Türkleri haklarından açıkça mahrum bırakmaya başladığı andan itibaren, gerçekleşen olaylar kaçınılmazdı’ demiştir.
Tarihsel arka plana bakacak olursak, Kıbrıs’ın 1960 yılında bağımsız iki toplumlu bir Devlet olarak ortaya çıkmasının, her iki halkın da kendi kaderini tayin etme iradesi olduğu hatırlanmalıdır. İngiliz Sömürge Bakanı Lennox-Boyd, ortaya çıkan durumu 1956’da şu ifadelerle tanımlamıştı: ‘…Majesteleri’nin Hükümeti’nin amacı, Kıbrıs’ın kendine özgü şartlarını da göz önünde bulundurarak, kendi kaderini tayin etme hakkı kullanıldığında Kıbrıs Türk toplumunun en az Kıbrıs Rum toplumu kadar gelecekteki statülerine karar verme özgürlüğüne sahip olacak şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak olacaktır. Başka bir ifadeyle, böylesine karma bir nüfusun olduğu yerde, Majesteleri’nin Hükümeti kendi kaderini tayin hakkının kullanılması ile ilgili nihai seçenekleri arasında bölünmenin de olduğunu kabul etmelidir’ (Avam Kamarası’nda yapılan konuşma, 19 Aralık 1956.) Bu açıklama, Sömürge Bakanı’nın teminatlarını ‘taahhüt’ olarak nitelendiren dönemin İngiltere Başbakanı Harold Macmillan tarafından da 26 Haziran 1958’de teyit edilmişti.  
Buna göre, 1960 ortaklık Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın ilgili değişmez hükümleri, gücün Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk toplumları tarafından eşit kurucu ortaklar olarak nasıl paylaşılacağını kesin olarak tanımlamıştır.
Anayasa’nın Temel Maddeleri hem iki toplumun tanınmış eşitliğini hem de egemenliğe ilişkin niteliklerini eşit olarak paylaşma yükümlülüklerini güvence altına almak için dikkatlice kaleme alınmıştır.
İki toplumun eşitliğinin bir yansıması olarak, hem Kıbrıslı Rum Cumhurbaşkanı hem de Kıbrıslı Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Bakanlar Kurulu kararları ve Temsilciler Meclisi’nin ayrı çoğunlukları gerektiren kanun ve kararları üzerinde veto hakkına sahiptiler. 
Aralık 1963’te Kıbrıslı Rumlar tarafından gasp edilen ve Anayasa’ya aykırı değişikliklerle meşruiyetini yitiren eski iki toplumlu Kıbrıs Hükümeti, tamamen Kıbrıs Rum halkından oluşan bir Kıbrıs Rum Hükümeti haline gelmiştir. Bu açık hukuksal ihlal, Kıbrıs Türk halkına boyun eğdirmeyi ve onlara hükmetmeyi amaçlıyordu. Bu durum karşısında, Kıbrıslı Türklerin kendi kaderini tayin hakkını kullanmak için Kıbrıs’ta kendi ayrı yönetimlerini kurmaktan başka alternatifleri kalmamıştı.  
Uluslararası alanda onaylanmış orijinal Kıbrıs Anayasası’nın maddi ihlali ve 1963’ten bugüne değişen şartlar ve özellikle BM çabalarının defaten başarısızlıkla sonuçlanması o kadar temeldi ki Kıbrıs Türk halkının korunması ve kendi kaderini tayin etme hakkına saygı duyulması için tek çözüm iki taraf arasında ihtiyaç duyulan dengeyi sağlamak için gerekli olan Ada’daki mevcut Kıbrıs Türk Devleti’nin meşruiyetinin tanınması olduğunu göstermiştir. 
Öte yandan sayın Anastasidis’in Cenevre’de çözüm vizyonu olarak Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumların gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti’ne entegre olmasıyla birlikte ‘evrilecek’ olmasından söz ettiğini duymak yaraya tuz basmıştır. Bu, Kıbrıs Türk tarafından, Kıbrıslı Rumların 1960’da iki toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti’ni gasp etmesini meşrulaştırmasını ve kendilerini ‘ozmoz’ yoluyla bu hukuksuzluğa entegre etmeyi kabul etmelerini istemek anlamına gelmektedir. 
Bu sadece Kıbrıslı Rumların gerçekleri çarpıtmaya devam etme mentalitesi ve o zamanki iki uluslu Cumhuriyet’in çöküşünün suçunu Kıbrıs Türk tarafına atma zihniyetinin değişmediğini göstermektedir. Aynı zamanda retoriklerinden ve eylemlerinden de belli olan üstünlük/hegemonya zihniyetlerinin de değişmediğini görüyoruz!
Ne yazık ki uluslararası toplum, Kıbrıs Rum tarafının yasadışı eylemlerini kabul etmiş ve bu da nihayetinde 1960 Anlaşmalarının oluşturduğu durumun tamamen çökmesine yol açmıştır. Ancak uluslararası toplumun bu fiili kabulü, uluslararası hukuka aykırı durumu hiçbir şekilde ortadan kaldırmamış ve hatta, daha da önemlisi, Kıbrıs Türk toplumunun Kıbrıs Rum toplumuyla ortak olarak sahip olduğu haklarından ve özellikle kendi kaderini tayin hakkından yararlanmasından mahrum bırakmamıştır.  
Kıbrıs Türk tarafı geleceği inşa etmeye çalışırken, tarihin tekerrür etmesine izin veremez ve izin vermemelidir. Bu nedenle özünden gelen hakkımız olan kendi kaderimizi tayin hakkımızı ve bununla birlikte egemen eşitliğimizi ve eşit uluslararası statümüzü sürdürmekte kararlıyız. Böylelikle, Ada’nın mevcut ve gelecekteki iki Devleti arasında yapıcı ve sürdürülebilir bir iş birliği ilişkisi kurulabilecektir. Bu, nesillerdir karşı karşıya olduğumuz kalıcı zorluklar dikkate alındığında, siyasi, sosyal, ekonomik ve fiziksel güvenliğimiz açısından da vazgeçilmez bir gereklilik haline gelmiştir. Uluslararası hukuk, müzakere sürecinde veya bunun sonucunda ortaya çıkacak herhangi bir çözümde iki tarafa farklı muamelede bulunulmasını öngörmemektedir.
Sayın Genel Sekreter, geçmişte başarısız olundu, ancak gelecek böyle olmamalıdır! Onlarca yıl süren başarısız müzakereler ve bugün karşı karşıya kaldığımız zihniyetten sonra, bunu, Kıbrıs adasındaki varlığımızın yanı sıra güvenliğimizi, özgürlüğümüzü ve haysiyetimizi sağlamanın tek yolu olarak görüyoruz.
Bugün, Siz Ekselanslarının Cenevre’deki toplantıda da kabul ettiği üzere, Kıbrıs Türk halkı, bizim hatamızdan kaynaklanmayan nedenlerden dolayı, karşı tarafın kışkırttığı ve uluslararası toplum tarafından göz yumulan insanlık dışı tecrit ve kısıtlamalarla karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Bunlar, seyahat özgürlüğümüze getirilen kısıtlamalardan, doğrudan ticarete, spora ve hatta sosyal ve kültürel etkinliklere kadar uzanmaktadır. Bütün bunlar Kıbrıslı Türklerin uluslararası kimliği/statüsünün yadsınması ile birleştiğinden, bahse konu izolasyon önlemleri sadece ekonomik ve sosyal hayatımızın gelişmesini engellemekle kalmayıp, diğer tarafın uzlaşmaz tavrını cesaretlendirerek bir çözümün bulunmasına da engel olmaktadır. ‘Medeni dünya’ bize bu kısıtlamaların kaldırılabilmesi için bir anlaşma olması gerektiğini söylerken, gerçekte bizler baskı altında görüşme/müzakere süreçlerinde de yer almaya mahkum ediliyoruz. Kıbrıs Rum tarafı 2004 Kapsamlı Kıbrıs Çözüm Planı  (Annan Planı) da dahil birçok BM Planını reddedip, 2017’de Crans-Montana’da uzlaşmaz bir tavır sergilerken ve çözümü engelleyen taraf olduğu bu kadar açıkken  Kıbrıs Türk tarafına uygulanan bu sınırlamaların adaletsizliği ortadadır. 
Biz, Ekselanslarının bu sefer farklı olması gerektiğine dair tavsiyesini dikkate alarak, Cenevre’ye yeni bir vizyonla, müzakereler tarihinde yeni bir sayfa açma ve Kıbrıs’ta barış içinde bir arada yaşama vizyonuyla gittik. Bununla birlikte, sayın Anastasiadis’ten duyduğumuz tek şey, Crans-Montana ve önceki dönemlerde başarısız olan ve sürdürülebilir bir sonuç vermeyen argümanlarının açıkça bir tekrarıydı. Çözüm planlarını defalarca reddettiği göz önüne alındığında, Kıbrıs Rum tarafının ‘BM parametrelerine, yakınlaşmalara’ vb. sözde sadık kaldığı iddiası da samimiyetsizlik ve ikiyüzlülüğün göstergesidir ve önemli avantajlara ve kazanımlara sahip olduğu statükoyu sürdürmeye yöneliktir.  
Ekselanslarının, ‘aşağıdan yukarıya’ yaklaşım önerisini de dikkate alan Kıbrıs Türk tarafı, ileriye giden yolda geçmişte başarısızlıkla sonuçlanan egzersizleri geride bırakarak yeni bir zeminden hareket etmemiz gerektiğini düşünmektedir.  Yeni zeminin Ada’daki mevcut gerçeklere ve iki tarafın eşit uluslararası statüsü ve BM Şartında yer alan iki tarafın egemen eşitliğine dayanması gerekmektedir.
Cenevre’de, iki tarafın eşit uluslararası statüsü ve egemen eşitliğinin güvence altına alınacağı bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararının alınmasından sonra iş birliğine dayalı ilişki kurmak için bir teklifte bulundum. Böyle bir karar, mevcut iki Devlet arasında iş birliğine dayalı bir ilişki kurulması için yeni bir temel oluşturacaktır.
Önerimin arkasındaki mantık; eşitler arasında sonuç odaklı müzakereler yapılmasına dayanmalıdır. İki taraf arasında denge sağlandıktan sonra sonuç odaklı, zaman tahditli müzakerelere girmek hayati önem taşımaktadır. Deneyimlerimiz, eşitliğin sadece müzakere masasıyla sınırlı tutulmasının, tanınmış olan hükümetin, diğer tarafın insanlık dışı izolasyon ve kısıtlamalar altında acı çekmeye devam edeceğini bilerek, müzakereleri istediği zaman terk etme seçeneğini kullanmasına olanak tanıyarak, Kıbrıs müzakerelerini başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açtığını göstermektedir. Böyle bir durumda, iki taraf arasında eşitlikten söz edilemez.
Hâlihazırda egemen olduğumuzdan, egemen olup olmadığımız konusunda bir tartışma başlatmak niyetinde değilim. Benim önerim, iki tarafın özünde var olan egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün hem müzakere masasında, hem de dışarıda kabul edilerek, eşit şartların oluşturulmasıdır.  
Federasyon zeminindeki müzakereleri tükettiğimiz bir gerçektir. Bunun nedeni, Kıbrıs’ın Helenizm’in ayrılmaz bir parçası olan kurumsallaşmış Kıbrıslı Rum ve Yunan tutkusudur. Bu durum, Rumların güç ve refahı paylaşma konusunda isteksizlik olmalarına, karşılıklı çıkarların olmayışına, iki taraf arasında derin güven bunalımına ve iki taraf arasında karşılıklı bağımlılığa dayanan anlamlı bir iş birliğinin gerçekleşmemesine neden olmuştur. Yeni bir zeminde, özgürce ulaşılabilecek ve karşılıklı olarak kabul edilebilir, iş birliğine dayalı bir anlaşma olabilmesi için, bu gerçeğin, siz Ekselansınızın de yardımıyla kabul edilmesinin zamanı gelmiştir. Daha sonra, sonuç odaklı bir süreç için bir zaman çerçevesi içeren bir yol haritası üzerinde çalışmaya hazır olacağız.
Şahsınızın ve Güvenlik Konseyi üyelerinin ekte bir kopyasını sunduğumuz önerilerimize açık fikirlilikle yanaşmanızı rica ediyor, böyle bir yaklaşımın Kıbrıs Rum tarafını da olumlu yaklaşmaya teşvik edip, Ada’da ilgili tüm tarafların ve bölgenin genelinin yararına olacak adil ve sürdürülebilir bir anlaşmanın önünü açabileceğini düşünüyorum. Bu yaklaşımla, Kıbrıs Türk tarafı, Ekselansları ve Bayan Lute ile bu yönde yapıcı bir şekilde çalışmaya hazırdır.
Ekselansları, en derin saygılarımı lütfen kabul ediniz.”

Devamını Oku
Yorum Yapabilirsiniz

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kıbrıs

Birkibris.com

Published

on

By

Cumhuriyet Meclisi önündeki sendika yetkilileri, Bakanlar Kurulu’nun grev erteleme kararını tanımayacaklarını açıkladı.

Grev erteleme kararı polis tarafından Meclis önündeki sendika yetkililerine duyuruldu ve “Bu İş Yerinde Grev Var” pankartlarının kaldırılması istendi.

Kararın ardından sendika yetkilileri basına açıklamalarda bulundu.

KTAMS Başkanı Güven Bengihan, grev yasağının antidemokratik bir yaklaşım olduğunu belirterek, “Eylemlerimize devam edeceğiz. KTAMS olarak grevi tanımıyoruz” dedi.

Varoluş mücadelesine devam edeceklerini ifade eden Bengihan, hükümetin görevden gitmesi gerektiğini savundu. Bengihan, “Yılgınlık yok, direniş var,” dedi.

KAMUSEN Başkanı Metin Atan da konuşmasında grev yasağını eleştirdi.

“Bu hangi ülkede var?” diye soran Atan, ülkenin antidemokratik şekilde yönetildiğini iddia etti. Atan, “Tanımayacağız kararı, hükümeti de tanımıyoruz,” dedi.

Türk-Sen Başkanı Arslan Bıçaklı da, ülkede sendikalaşma ve grev yapmanın anayasal hak olduğunu belirtti.

“Meclis kimindir? Halkındır” diyen Bıçaklı, Meclis önüne polisin barikat kurmasını eleştirdi.

Bıçaklı, “Önerim nettir. Bu memleketin bütün iş yerleri hükümet gidene kadar genel greve çıkmalı” diye konuştu.

Bıçaklı mücadelelerinin devam edeceğini söyledi.

Kamu-İş Başkanı Ahmet Serdaroğlu da bu meselenin artık Telekomünikasyon Dairesi’nin değil toplumun genelinin meselesi olduğunu kaydetti.

Sırada limanlar olduğunu öne süren Serdaroğlu, stratejik yerlerin sermayeye devredildiğini iddia etti.

KTOEÖS Başkanı Selma Eylem de, “Direnmeye, mücadeleye devam edeceğiz. Kolay olmayacak, Kıbrıslı Türkler bitirmek” dedi.

KTÖS Genel Sekreteri Burak Maviş de “Korkuyorlar” diyerek, Bakanlar Kurulu kararını tanımadıklarını belirtti.

Yarın kamuda yetkili beş sendikanın yürüyüşü olduğunu hatırlatan Maviş, memleket için gailesi olan herkesi yürüyüşe davet etti.

Devamını Oku

Kıbrıs

Birkibris.com

Published

on

By

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, göreve gelmesinin ardından geçen dört aylık süreci KIBRIS Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Aytuğ Türkkan’a değerlendirdi.

Daha önce milletvekilliği, başbakanlık ve parti başkanlığı görevlerinde bulunan Erhürman, 4 aylık cumhurbaşkanlığı döneminde uluslararası düzeyde temasları olduğunu söyleyerek bu süreçte kaydedilen ilerlemenin azımsanamayacak düzeyde olduğuna dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Erhürman, politikalarını Türkiye ile sürekli istişare halinde yürüttüğünü vurgulayarak, “Seçimden önce söylediğim ve görüşme masasında dile getirdiğim her şey Türkiye’nin bilgisindedir” ifadelerini kullandı.

Erhürman, kendisinden önceki cumhurbaşkanlarının da bu süreci aynı şekilde yürüttüğünü belirterek, “doğru olan da budur zaten.” dedi.

“Muhatabımı mevcut süreçte tanımaya başladım”

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, 4 aylık sürede neyin değiştiğini ve çalışma modelinde farklılık olup olmadığı ile ilgili sorulan soruya, gerek siyasi gerekse akademik hayatında hiçbir zaman az çalışan biri olmadığını belirterek, haftalara göre değişen yoğunluklar yaşansa da ekip olarak çok yoğun çalıştıklarını ifade etti.

Erhürman, bu açıdan çalışma temposunda köklü bir değişiklik olmadığını dile getirerek, cumhurbaşkanlığı görevinde en belirgin farkın uluslararası temasların artması olduğunu söyledi.

Özellikle ülkedeki elçi ve büyükelçilerle yapılan görüşmelerin yanı sıra uluslararası düzeyde temasların daha fazla zaman aldığını söyleyen Erhürman, bu çerçevede BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmek üzere temaslarda bulunmanın ve Türkiye ziyaretlerinin sürecin önemli bir parçası olduğunu aktardı.

Cumhurbaşkanı Erhürman, Rum Lider Nikos Hristodulidis’i insani yönüyle nasıl tanımladığı; yaklaşımının daha çözüm odaklı mı yoksa daha retçi bir yapıda mı olduğu yönündeki soruya karşılık da Hristodulidis ile bu göreve gelmeden önce hiç bir görüşmesi olmadığını, yalnızca resepsiyonlarda ayaküstü selamlaştıklarını belirtti. Rum lider ile yalnızca Crans-Montana’da da 1-2 dakikalık çok kısa bir sohbet gerçekleştirdiklerini ifade eden Erhürman, bu nedenle muhatabını esas olarak mevcut süreçte tanımaya başladığını söyledi.

Görüşmelerin tamamının resmi formatta gerçekleştiğini vurgulayan Erhürman, bu çerçevede doğrudan ele alınan konuların içeriğine odaklandıklarını, kişilik özellikleri hakkında değerlendirme yapacak kadar kişisel bir tanışıklık oluşmadığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erhürman, “Kişilik özelliklerine ya da genel politik tavrına ilişkin bir şey söyleyecek kadar tanıdığımı söyleyemem. İkincisi, tanısam da söylemem zaten” ifadelerini kullanarak bir çözüm arayışı söz konusuysa mevcut muhatabın Hristodulidis olduğunu, bu nedenle hakkında en azından olumsuz bir değerlendirme yapmayı tercih etmeyeceğini dile getirdi.

“Dünya allem galem iken 5+1 formatında mezarlık temizliği konuşmak doğru değil”

Seçim sürecinde ve sonrasında ortaya koyduğu önerilere rağmen karşı tarafın ret cephesini nasıl aşmayı planladığı ile ilgili soruya da yanıt veren Cumhurbaşkanı Erhürman, “Bu süreç, Sayın Ersin Tatar’la yürütülen süreçle farklı. Yeni başlayan bir süreç aslında çünkü Tatar’la yürütülen süreç 5+1’ler eksenindeydi. Yani Lefkoşa’da bir şey yapmak ekseninde bir yaklaşım orada yoktu.” dedi.

Erhürman, 5+1 sürecinin; üç garantör ülke ve BM Genel Sekreteri António Guterres’in de yer aldığı, son derece resmi ve “ağır” bir format olduğuna dikkat çekerek bu nedenle söz konusu masanın güven yaratıcı önlemler gibi başlıkların ele alınacağı bir zemin olmadığını belirtti.

Seçim döneminde de 5+1 formatına yönelik temel eleştirisinin de bu yönde olduğunu hatırlatan Erhürman, “Bütün dünya gündemi yoğunken, Kıbrıs ağzıyla dünya allem galem iken Genel Sekreter vakit ayıracak, üç garantör ülke temsil edilecek; bu ortamda mezarlıkların temizlenmesini ya da yeni geçiş noktalarının açılmasını konuşmak doğru değil” ifadelerini kullandı.

Bu tür başlıkların Lefkoşa’da ele alınması gerektiğini yineleyen Erhürman, 5+1’e gitmekten kaçınmadığını ancak bu platformda ancak formatın ağırlığına uygun konuların, yani müzakereye hazırlık aşamasının konuşulması gerektiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erhürman, iki liderin halklarına bazı temel şeyleri ispatlayabilmesi gerektiğini belirterek “İki halkın da günlük hayatını kolaylaştıracak, temaslarını artıracak ve çözüm iklimi yaratacak hamleleri Lefkoşa’da kendileri yapabilmeli.” dedi.

“GYÖ’ler çözüm ikliminin oluşması için de önemli”

Kıbrıs sorununda kapsamlı çözüm hedefinden önce güven yaratıcı ve günlük hayatı kolaylaştırıcı adımların atılması gerektiğini vurgulayan Erhürman, “Eğer yapamıyorsak, bunu yapamayan iki liderden Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü gibi 60 senedir devam eden bir meseleyle ilgili bir şeyler yapmalarını beklemek herhalde gerçekçi olmaz. Bir Haspolat geçiş noktasını açamıyorsanız, kapsamlı çözümü görüşmek gerçekçi değil” dedi.

Sürecin adım adım ilerlemesi gerektiğini kaydeden Erhürman, güven inşa edilerek ve sorunlar çözülerek ilerlenmesinin toplumdaki inancı ve çözüm umudunu oluşturacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, söz konusu başlıkların kendisinden önceki dönemde 5+1 formatında da ele alındığını hatırlatarak, Hristodulidis’in, Ersin Tatar görevdeyken bu sorunların çözümünün gerekliliğini zaten kabul ettiğini işaret etti:

“Hristodulidis, bu sorunların çözümü için 5+1’e gitmeyi dahi iki kez kabul etmişti; biri Cenevre’de, biri New York’ta. Demek ki tutarlılık açısından şunu söylüyor olmak durumunda: Evet, bu sorunların çözülmesi önemlidir.”

Güven yaratıcı önlemlerin çözüm ikliminin oluşması noktasındaki önemine de değinen Cumhurbaşkanı Erhürman, “Belki iki halkın günlük hayatını kolaylaştırmak ya da iki toplum arasındaki temasları artırmak bazı çevrelere çok önemli görünmeyebilir. Ancak burada üçüncü ve kritik bir işlev daha var ki o da çözüm ikliminin oluşması. BM Genel Sekreteri bunu “conducive climate” diye tanımlıyor. Dolayısıyla buralarda bir şeyler yapmak önemli.”

Cumhurbaşkanı Erhürman sözlerine şöyle devam etti:

“Biz ilk günden beri söyledik. Dedik ki, bir kez daha müzakere masasına oturmadan önce, bu görüşme masasında hem çözüm ikliminin oluşmasına katkıda bulunacak güven yaratıcı önlemlerle ilgili bir iki sorunu çözelim, hem de işin usulünü konuşalım, kurallarını koyalım, ondan sonra müzakere masasına geçelim. Bunlar görüşme masasının konusu.” ifadelerini kullandı.

“Holguin’in mektubu, bizim yaklaşımlarımızla uyumlu”

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’in son açıklamasının güneyde de çok tartışma yarattığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erhürman, “Sayın Cuellar diyor ki ‘Ben gelirim buraya, ama siz bir iki şeyi burada çözün.’ Bu aslında bizim de baştan beri söylediğimiz bir şey” ifadelerini kullandı.

Erhürman, Holguin’in ayrıca “Önemli olan iki toplumda, iki halkta hayal kırıklığı yaratmamaktır. Onun için müzakerelere oturmadan önce ön hazırlıkların doğru yapılması gerekir” dediğini belirterek, bunun da kendi yaklaşımıyla tamamen uyumlu olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erhürman, Holguin’in ‘İki liderin ben yokken de bir araya gelmesi iyi bir yeni davranış biçimi olur’ yönündeki değerlendirmesine yönelik de “Bu da zaten bizim masada yaptığımız bir teklifti. Dolayısıyla aslında bizim söylediklerimiz Birleşmiş Milletler adına söylenenlerden çok farklı değil şu anda. Bu da iyi bir şey.”

Göreve başladığı günden bu yana yaklaşık dört ay geçtiğini belirten Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, “Bu 4 ay kimilerine göre ‘koskoca 4 ay’, kimilerine göre ‘daha 4 ay’ olarak tanımlanıyor. 2017 Crans-Montana’dan sonra anlamlı bir müzakere ve görüşme sisteminin olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. 9 yıllık durgunluğun ardından, göreve hemen gelir gelmez bu işlerin hallolmasını beklemek zaten gerçekçi değil” dedi.

Erhürman, dört aylık süreçte kaydedilen ilerlemenin azımsanamayacak düzeyde olduğuna dikkat çekerek “Bu dört ay içinde çok sayıda büyükelçiyle ve Avrupa Birliği yetkilileriyle görüştük. New York’a giderek Sayın António Guterres ile görüştük. Ayrıca Nikos Hristodulidis’le, Maria Angela Holguin Cuellar ile bugüne kadar üç kez bir araya geldik. Bu görüşme aşağı yukarı ayda bir görüşmeye tekabül ediyor. Yeni gerçekleşecek olan görüşme ile tam ayda bir formatına girecek.”

İki liderin temsilcileri; Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Mehmet Dânâ ile Rum müzakereci Menelaos Menelaou’nun her hafta görüşmeye devam ettiğini de kaydeden Cumhurbaşkanı Erhürman, “Holguin’in düzenlediği başka etkinlikler var, mesela teknik komite başkanları başka bir etkinlik dolayısıyla tekrar bir araya geldi. Ondan önce İki Toplumlu Gençlik Teknik Komitesinin Ürdün’de üç günlük bir görüşmesi oldu.” dedi.

“Eleştirileri sevgiyle kucaklayan biriyim”

Cumhurbaşkanı Erhürman, liderler düzeyindeki görüşmelerde kaydedilen ilerleme konusunda kamuoyunda dile getirilen eleştirilere karşılık da “Eleştirileri her zaman sevgiyle kucaklayan biriyim. Hiçbir zaman eleştiriden rahatsız olmadım. Halkımızın rahatsızlığının da çok meşru olduğunu düşünürüm. Mesela Metehan’da yaşananların ne kadar sıkıntı yarattığı çok açık. İnsanlar bir an önce bu sorunların çözülmesini istiyor, bu son derece yerinde ve meşru bir beklentidir” ifadelerini kullandı.

“Verilen sözler vardı, olmadı”

Metehan geçiş noktasıyla ilgili yapılan çalışmalara değinen Cumhurbaşkanı, “Metehan’la ilgili genişletme çalışması tamamlandı. Ekstradan verilen sözler vardı; bunu açıkça söylemekte beis görmem. 31 Ocak itibarıyla Bostancı ve Derinya kapılarında seyrüsefer çıkarılması olanağı sağlanacaktı. Bir miktar rahatlatırdı. Ayrıca Metehan Sınır Kapısı’na 7 kulübe konulması ve sürekli görevli bulundurulması sözü vardı. Bunlar gerçekleşseydi, Metehan’da bir miktar daha rahatlama ortaya çıkacaktı” ifadelerini kullandı.

“Arzum, hedefim çok net”

Cumhurbaşkanı Erhürman, seçim öncesinde de söylediği gibi “Arzum, hedefim çok nettir. Ben Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne inanan ve bütün siyasi hayatını da bu çözüm gerçekleşsin diye yaşayan biriyim” ifadelerini kullanarak bu görevde de temel hedefinin Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü olduğunu kaydetti.

Kapı açamayan iki liderin Kıbrıs sorununu çözemeyeceğini kaydeden Erhürman, sözlerine şöyle devam etti:

“Seçilmeden önce demiştim ki, eğer karşımda çözüm isteyen bir muhatap varsa hazırlıklı olsun, çözüme gidiyoruz. Ama karşımda çözüm istemeyen biri varsa ve Sayın Ersin Tatar’ın politikalarının arkasına sığınarak çözüm istemediğini saklıyorsa, o zaman da hazırlıklı olsun, bu maske düşecek. Amacım çözümdür. Gerçekten çözüm isteyen bir muhatabım varsa, görev sürem içinde çözüme gideceğiz. Ama yok, ben aslında çözüm istemiyorum ama ‘Sayın Tatarı çözüm istemeyen kişi’ formatına oturup onun arkasına saklanıyorsa, bu olanak ortadan kalkacak. Ben bu zihniyetle çalışıyorum. Söylediğim şey çok net: Bir tane kapı açamayan iki lider, Kıbrıs sorununu çözebilir mi sizce?”

Tam da bu noktada uluslararası aktörlerin devreye girerek, Rum liderliği üzerinde bir etki mi yapması gerektiği noktasında beklentinin ne olduğu ile ilgili soruya da yanıt veren Cumhurbaşkanı Erhürman, “Devreye girmesini sağlamamız gerekiyordu, geçmişte yapılmıyor diye eleştiriyorduk. Şu anda yaptığımız tüm görüşmelerde kendi pozisyonlarımızı ortaya koyuyoruz. Sorun çözme irademizi ve halkımızın çözüm iradesini de ortaya koyuyoruz. Guterres’le görüşmelerimde de, burada yaptığım görüşmelerde de Avrupa Birliği’yle yaptığım görüşmelerde bunun anlaşıldığını görüyorum.”dedi.

Cumhurbaşkanı Erhürman, bu süreçte yaklaşımını ise şöyle özetledi:

“Hiç ayrıntıya girmedim. Çünkü benim tercihim, muhatabımla bir şey konuşacaksam, basın üzerinden kendisine bir şey söylemek değil, yüzüne karşı söylemek ve yüzüme karşı söylemesini sağlamak. Bundan da hiç vazgeçmeyeceğim. Fazlasıyla sabırlı biriyim. Tahriklere kapılmam. Seçim döneminde de bunun böyle olduğunu herkes gördü. Bundan sonra da kapılacak değilim.”

“Dört kapıyla ilgili dört yeni öneri getirdik”

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, görevde olduğu dört aylık süreçte Haspolat, Akıncılar, Kiracıköy-Eylence kapılarıyla ilgili dile getirilen sorunlara yönelik dört ayrı yeni öneri ve açılım sunduklarını belirterek “Gerekirse ne olduğu anlatılabilir, bir noktada anlatacağım herhalde ama tercihim o değil. Tercihim sorunun çözülmesi. Sorun çözülmezse o zaman ben de dört yeni önerimin hangi konuda ne olduğunu anlatacağım” dedi.

Bu kapılarla ilgili sundukları önerilerin tamamının yeni olduğunu ve Ersin Tatar döneminde gündemde olmadığını kaydeden Erhürman, bu önerileri António Guterres’e de, Maria Angela Holguin Cuellar’a da anlattığını belirtti:

“Büyükelçilere de anlatıyorum. Bu kapılarla ilgili her dile getirilen sıkıntıya çözüm ürettik. Hepsi de meşru çözümler. Hep söyledim; hiçbirinde ekonomik, askeri ya da siyasi ikinci bir hedefim yok. Tek hedefim var: Kapılar açılsın, insanlar daha rahat geçebilsin ve daha kolay temas kurabilsin”

“5+1’e gitmenin motivasyonu Lefkoşa’daki çözümler olmalı”

Cumhurbaşkanı Erhürman, 5+1 formatındaki görüşmelere katılmanın motivasyonunun Lefkoşa’da somut çözümler bulunmasıyla sağlanabileceğine dikkat çekerek “5+1’e gidelim isteniyor ya eğer gerçekten isteniyorsa, sadece biz değil, Birleşmiş Milletler de söyledi: Lefkoşa’da bir takım çözümler bulunsun ki 5+1’e gitmenin motivasyonu oluşsun. O zaman kim 5+1’e gitmeyi gerçekten isteyen, kim müzakere masasına oturmayı gerçekten isteyen? Esas oralara gitmek isteyen, buradaki sorunları çözmek için çaba gösterendir.”

“Görüşme masasının dışında da bir dünya var”

Açılımlar ve girişimler karşılık bulmadığında, Rum liderliği seçimlerini bekleyip beklemeyecekleri yönündeki soruya da yanıt veren Erhürman, “Hiç bekleyecek değiliz. Hep söylediğim gibi diplomasi, yerinde oturup saray önünden nutuk sallamak ya da karşındakini suçlamakla yapılacak bir şey değil. Görüşme masası var; orada söylediklerimiz kayıt altında. Ancak bunlar yeter mi? Yetmez.” dedi.

Erhürman, görüşme masasının dışında da bir dünya olduğuna dikkat çekerek, yalnızca masada yer alan başlıklarla sınırlı kalmayacaklarını vurguladı.

Uluslararası temaslarını sürdüreceklerini belirten Cumhurbaşkanı Erhürman, Kıbrıs Türk halkının mevcut durumunu, ulaşmak istediği hedefleri ve ortaya koyduğu iradeyi dünya kamuoyuna aralıksız anlatacaklarını ifade etti.

Dört aylık sürece ilişkin kamuoyunda oluşan beklentilere de değinen Erhürman, kısa sürede belirli sorunların çözüleceğine dair bir vaatte bulunmadığını söyledi.

“Ben geleceğim ve dört ayda kapılar açılacak, şu meseleler hemen çözülecek şeklinde bir söylemim hiç olmadı” diyen Erhürman, seçim döneminde kişisel değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaştığını hatırlattı.

Göreve başlamasının ardından muhatabının artık resmi olarak Nikos Hristodulidis olduğunu belirten Erhürman, seçim sürecindeki ifadelerini sürdürmediğini ancak geçmişte ne söylediğinin de bilindiğini kaydetti.

İlk görüşmeye giderken tüm önyargılarını ve ön kabullerini askıya aldığını dile getiren Erhürman, süreci iyi niyet, sabır, soğukkanlılık, ciddiyet ve kararlılıkla yürüteceğini vurguladı.

“Gayret göstereceğiz ama sonuç alabilir miyiz, emin değilim”

Cumhurbaşkanı Erhürman, yeni dönemde dış temaslarda daha proaktif olup olmayacağına ilişkin soruya “gerçekçi” bir çerçevede yanıt verdi.

Üst düzey uluslararası temasların, müzakere masasının varlığıyla doğrudan bağlantılı olduğuna işaret eden Erhürman, kapsamlı bir müzakere süreci başlamadan en üst düzey görüşmelerde sonuç almanın zor olabileceğini söyledi.

Uluslararası toplumun, özellikle de üst düzey aktörlerin ilgisinin müzakere masasının kurulduğu dönemlerde belirgin biçimde arttığını hatırlatan Erhürman, “En üst düzey temaslar için gayret göstereceğiz ama müzakere masası oluşmadığı müddetçe tam anlamıyla bir sonuç alabilir miyiz, emin değilim.” dedi.

Bununla birlikte temasların yalnızca en üst düzeyde yapılmasının şart olmadığını vurgulayan Erhürman, dört ay içinde adaya gelen büyükelçilerin ve yapılan görüşmelerin varlığına dikkat çekti.

 

 

Cumhurbaşkanı Erhürman, “Sabırlıyız ve biz herkesle görüşmeye açığız, herkesle görüşmek için girişim yapıyoruz” diyerek, bu süreçte BM Genel Sekreteri ile de bir araya geldikleri görüşmenin önemine de vurgu yaptı.

2 Şubat’ta yapılan görüşme talebine 5 Şubat’ta yanıt verildiğini ve 11 Şubat’ta gerçekleşen buluşmanın planlanan 30 dakikayı aşarak 1 saat 10 dakika sürdüğünü kaydeden Erhürman, bu durumun, Genel Sekreter’in Kıbrıs sorununa ilgisinin sürdüğünü gösterdiğini ifade etti.

 

Devamını Oku

Kıbrıs

Birkibris.com

Published

on

By

Bakanlar Kurulu, “elzem hizmet olması” nedeniyle Cumhuriyet Meclisi’ndeki grevi 60 gün süreyle erteledi.

Bakanlar Kurulu kararı bugün, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Kararda, Cumhuriyet Meclisi bünyesinde faaliyet gösteren tüm birimlerde, Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS), Kıbrıs Türk Kamu Görevlileri Sendikası (KAMU-SEN), Eşit Hak ve Adalet Sendikası (HAKSEN) ile diğer sendikaların ve Meclis çalışanlarının başlattıkları grevin, hizmetlerin aksamaması için bugünden itibaren 60 gün süreyle ertelendiği belirtildi.


Devamını Oku

Trending

Reklam