Connect with us
Örnek Resim Örnek Resim

Kıbrıs

Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, TDT Dışişleri Bakanları yemeğine katıldı

Published

on

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Dışişleri Bakanları yemeğine katıldı.

Azerbaycan’ın Şuşa kentinde düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları Gayrıresmi Zirvesine Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile birlikte katılan Ertuğruloğlu, TDT Dışişleri Bakanları ile yemekte bir araya geldi.

Yemekte, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Özbekistan Dışişleri Bakanı Bahtiyar Saidıv, Macaristan avrupa birliği bakanı Janoş boka, Kazakistan Dışişleri Bakanı Murat Nurtileu, Kırgızistan Dışişleri Bakanı Jeenbek Kulubayev ve Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov yer aldı.

Devamını Oku
Yorum Yapabilirsiniz

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kıbrıs

Birkibris.com

Published

on

By

Başbakan Ünal Üstel, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis’in Fransız askerlerinin Güney Kıbrıs’a konuşlandırılacağı yönündeki açıklamasına ilişkin değerlendirmede bulundu.

Başbakan Ünal Üstel’in açıklaması şöyle:

‘‘Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodilidis’in, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaptığı görüşmenin ardından yaptığı açıklamalar, Ada’daki barış ve huzur ortamına ciddi zararlar verecek niteliktedir.

Hristodilidis’in ‘Fransız askerlerinin Güney Kıbrıs’a konuşlandırılacağını’ açıklaması son derece tehlikeli, provokatif ve kabul edilemez bir adımdır.

Bir yandan yeni bir müzakere sürecinden bahseden Hristodilidis ve zihniyeti, diğer yandan Kıbrıs Türk Halkı’nı yok saymakta ve görmezden gelmektedir. Bu çelişkili tutum, onun gerçek niyetini açıkça ortaya koymaktadır.

Kıbrıs’ta herhangi bir askeri varlık veya askerî adım atılabilmesi için öncelikle Kıbrıs Türk Halkı’nın rızası ve onayı zorunludur. Bu onay alınmadan atılacak her türlü adım, uluslararası hukuk açısından yok hükmündedir.

Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un küstahça açıklamaları ve tavırları da dikkat çekicidir. Girdiği hemen her ülkeyi sömürme anlayışıyla bilinen Fransa’nın Kıbrıs Rumlarına sunabileceği tek şey, uzun vadede büyük bir hayal kırıklığı olacaktır.

Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözümün önündeki en büyük engellerden biri olan AB üyesi Fransa’nın, adaya asker konuşlandırma girişimleri, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin ikiyüzlü politikasının da açık bir göstergesidir.

Avrupa Birliğininin hiçbir üyesi, KKTC’nin egemenlik haklarını ve güvenliğini göz ardı edecek kararlar alamaz ve eylemler içerisinde bulunamaz.

Kıbrıs Türk halkı, barış, güvenlik ve adalet temelinde kendi devletinin kurumlarını işletmeye devam ederken,uluslararası hukukun da içinde kalmaya devam edecektir.

Macron ve AB’den beklenen, Kıbrıs meselesine sömürgeci zihniyetle yaklaşmaktan vazgeçmeleri ve adil bir tutum benimsemeleridir.

Kıbrıs Türkü’nü yok sayarak atılan ve atılmak istenen adımlar, mutlaka gereken karşılığı görecektir. Rum lideri Nikos Hristodilidis’e buradan açık bir uyarıda bulunuyorum: Güney Kıbrıs’ı yabancı askerlerin üssüne ve yabancı güçlerin etki alanına dönüştürüyorsunuz. Bu politikanın sonuçları ne size ne de Kıbrıs Rum halkına herhangi bir yarar sağlamayacaktır.

Tavsiyem, geleceğini karartacak bu tehlikeli adımlardan bir an önce vazgeçmenizdir. Aksi takdirde kaybeden yine siz olacaksınız.’’

 

Devamını Oku

Kıbrıs

Birkibris.com

Published

on

By

İçişleri Bakanı Dursun Oğuz, Gündem Kıbrıs Web TV’de Çiğdem Aydın’ın sorularını yanıtlayarak, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hayat pahalılığı düzenlemesi, Meclis’te yaşanan olaylar ve ekonomik gelişmelere değinen Oğuz, alınan kararların zorunluluklardan kaynaklandığını belirtti.

Meclis’te yaşanan olayların toplumda üzüntü yarattığını ifade eden Oğuz, demokrasinin herkes için gerekli olduğunu vurguladı. Eylem hakkının yasal bir hak olduğunu dile getiren Oğuz, bu hakkın başkalarının haklarını ihlal etmeden ve yasal çerçevede kullanılması gerektiğini söyledi.

Hükümetin aldığı kararlara yönelik tepkiler çerçevesinde yapılan eylemlere değinen Oğuz, hak arayışının yasal sınırların dışına çıkmasının toplumsal huzuru olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Alınan ekonomik kararların ise zorunluluklardan doğduğunu kaydetti.

“Bütçe gerçeklere göre hazırlanıyor”

Devlet bütçesinin belirli öngörülerle hazırlandığını ifade eden Oğuz, uygulama sürecinde öngörülemeyen gelişmelerin yaşanabileceğini söyledi. Bu tür durumların zaman zaman hükümetin kontrolü dışında gelişebildiğini dile getirdi.

Küresel gelişmelerin ülke ekonomisine doğrudan yansıdığını belirten Oğuz, uluslararası krizlerin etkilerinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti. Enerji piyasalarındaki dalgalanmaların da ekonomik dengeleri etkilediğine işaret etti.

Bölgesel gelişmelere de değinen Oğuz, Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünün güvenlik açısından önemli bir unsur olduğunu söyledi.

Popülist söylemlerle hareket etmenin kolay olduğunu ancak ekonomik gerçeklerin değişmediğini vurgulayan Oğuz, geçmişte farklı hükümetlerin de benzer koşullarla karşı karşıya kaldığını ifade etti.

Pandemi döneminde atılan adımlara da değinen Oğuz, sağlık alanında önemli yatırımlar yapıldığını ve sürecin yönetiminde ciddi çaba ortaya konulduğunu belirtti.

Muhalefetin eleştirilerine ilişkin değerlendirmede bulunan Oğuz, eleştirilerin somut çözüm önerileriyle desteklenmesi gerektiğini ifade etti.

“Devletin yükümlülükleri var”

Hayat pahalılığı düzenlemesinin kamu maliyesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu kaydeden Oğuz, devletin yalnızca maaş ödemekle değil, tüm kamu hizmetlerini sürdürmekle yükümlü olduğunu belirtti. Artan giderler nedeniyle gelir artırıcı önlemlerin kaçınılmaz olduğunu dile getirdi.

Konunun uzlaşı komitesinde yeniden ele alındığını ifade eden Oğuz, enflasyon beklentilerine göre ilerleyen süreçte yeni değerlendirmeler yapılabileceğini söyledi.

Akaryakıt fiyatlarına da değinen Oğuz, vatandaşın yükünü hafifletmek amacıyla devletin bazı gelir kalemlerinden feragat ettiğini belirtti.

 

Devamını Oku

Kıbrıs

Birkibris.com

Published

on

By

Demokrat Parti (DP) Genel Sekreteri, Girne Milletvekili Serhat Akpınar, herhangi bir bireyin veya grubun, “ifade/düşünce özgürlüğü” adı altında Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik hakaret, düşmanlık veya sistematik olumsuzlama içeren söylemler geliştirmesinin “kabul edilebilir” olmadığını belirtti.

Akpınar yaptığı yazılı açıklamada, son yıllarda bazı Kıbrıslı Türk vatandaşların, Türkiye Cumhuriyeti’ne girişlerinin ilgili mevzuat çerçevesinde sınırlandırılması veya engellenmesinin kamuoyunda tartışmalara neden olduğuna işaret etti.

Bu konunun özellikle belirli çevreler tarafından siyasi bir gerilim alanına dönüştürüldüğünü, Türkiye’ye yönelik haksız ve ölçüsüz söylemlerle toplumda ayrışma yaratılmaya çalışıldığını ifade eden Akpınar, geçen günlerde bir akademisyenin Türkiye’ye girişinin engellenmesi üzerinden yeniden alevlendirilen bu tartışmaların, bazı kesimlerde Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı “kabul edilemez” bir dilin kullanılmasına zemin hazırladığını kaydetti.

“Kıbrıs Türkü’nün güvenliği, varlığı ve geleceği açısından en temel dayanak her zaman Türkiye Cumhuriyeti olmuştur”

Kıbrıs Türk halkının, tarihsel olarak istisnai bir konuma sahip olduğunu belirten Akpınar, uluslararası alanda sadece Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınmış bir devlet yapısı içerisinde, varoluş mücadelesinin sürdürüldüğünü ifade ederek, şöyle devam etti:

“Bu mücadele, siyasi bir mücadelenin ötesindedir. Toplumsal, ekonomik ve kültürel bir direnişin adıdır. Bu gerçeklik içinde, Kıbrıs Türkü’nün güvenliği, varlığı ve geleceği açısından en temel dayanak her zaman Türkiye Cumhuriyeti olmuştur.”

1571’den bugüne uzanan tarihsel süreçte ve özellikle modern dönemde, Kıbrıs Türk halkının varoluşunun ödenen bedeller, yapılan fedakarlıklar ve kurulan güçlü bağlarla şekillendiğini ifade eden Akpınar, “Bu bağ, basit bir siyasi ilişki değildir. Tarih, kader ve ortak mücadele ile inşa edilmiş bir birlikteliktir” dedi.

“Türkiye Cumhuriyeti kendi hukuk düzeni içerisinde gerekli gördüğü tedbirleri alma hakkına sahiptir”

Bu çerçevede, herhangi bir bireyin veya grubun, “ifade/düşünce özgürlüğü” adı altında Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik hakaret, düşmanlık veya sistematik olumsuzlama içeren söylemler geliştirmesinin “kabul edilebilir” olmadığını kaydeden Akpınar, her egemen devlet gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin de kendi hukuk düzeni içerisinde gerekli gördüğü tedbirleri alma hakkına sahip olduğunu belirtti.

Benzer durumlarda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de, kendi egemenlik hakları çerçevesinde hareket ettiğini ve sınır dışı kararları uyguladığını ifade eden Akpınar, “Bu nedenle alınan kararları tek taraflı bir eleştiri konusu haline getirmek gerçeklikten uzak ve iyi niyetten yoksundur” dedi.

Buradaki asıl sorumluluğun hükümete düştüğünü kaydeden Serhat Akpınar, “Kıbrıs Türk halkının beklentilerini, hassasiyetlerini ve yaşadığı zorlukları doğru bir dil ve etkin bir diplomasi ile Türkiye Cumhuriyeti’ne anlatmak, yanlış anlaşılmaları en aza indirecek sağduyulu iletişim kanallarını açık tutmak zorundayız” ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük bir devlet olduğunun altını çizen Akpınar, “Ancak bu büyüklük, karşılıklı anlayış ve doğru iletişimle daha da anlam kazanır. Bizim görevimiz, bu ilişkiyi zedelemek değildir, güçlendirmektir” dedi.

Akpınar, Demokrat Parti’nin, “Kıbrıs Türk halkını bölmeye çalışan, kendi insanını kendi insanına düşman eden ve bu süreci siyasi kazanç olarak gören” her anlayışın karşısında olacağını vurguladı.

Kıbrıs Türk halkının, etrafındaki siyasi gelişmeleri yakından izlediğini ifade eden Akpınar, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Güney Kıbrıs ziyaretinde yaptığı açıklamaların, bölgesel dengelerin ne kadar hassas olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu kaydetti.

Akpınar, “Böylesi bir tabloda, Kıbrıs Türk halkının nerede duracağı tartışma konusu dahi olamaz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, her koşulda Türkiye Cumhuriyeti’nin yanında yer alacaktır. Bu bir tercih değildir, tarihsel bir sorumluluk ve varoluşsal bir gerekliliktir” dedi.

“Birliğe, sağduyuya ve ortak akla her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz”

DP Genel Sekreteri Akpınar açıklamasında son olarak şu ifadelere yer verdi:

“Kimse artık savaş istemiyor. Küresel tehdit düşünce oluşumlarının dışında ortak insani değerlerle geleceğe yol alma odaklı hareket etmeliyiz. Kendi iç meselelerimizi tartışırken, özümüzü zayıflatacak, bizi birbirimize düşürecek ve tarihsel bağlarımızı hedef alacak bir dilin kimseye faydası yoktur. Birliğe, sağduyuya ve ortak akla her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz.”

Devamını Oku

Trending

Reklam